ANA SAYFA

Profesyonel çalışmalar
Fotoğraf çalışmaları
Akademik çalışmalar Grafik çalışmalar

'İÇTEKİ'
Master tezi, Marmara Üniversitesi

ÖNSÖZ
Bu tezde bir kısa filmin üretimindeki bazı noktaları açıklamak istedim. Ancak tez doğal olarak özellikle İçteki adlı kısa film projesi ile ilgilidir. Bu projenin çekim öncesi hazırlık devresi, düşünsel dayanakları, bazı teknik bilgiler tezin ana başlıkları diyebiliriz. Bunun yanısıra filmin tamamını kapsayan, yönetmen tarafından çizilmiş storyboard çalışması ve senaryo tezin sonunda yeralmaktadır. Storyboard plan plan çizildiği için ayrı bir çekim senaryosuna gerek görülmemiştir.

İÇİNDEKİLER

ÖZET - SUMMARY
GİRİŞ: KISA FİLM NEDİR ?
· İÇTEKİ PROJESİNİN GELİŞİMİ
· GÖSTERGEBİLİMSEL AÇIDAN İÇTEKİ
· MASAÜSTÜ ÇALIŞMALARI
· FİNANS SORUNLARI
· UYGULAMA AŞAMASI İLE İLGİLİ BİLGİLER
· SENARYO
· SONUÇ

ÖZET
Kısa film sinemada bir geçiş süreci değil, başlı başına bir türdür. Kısa film süre olarak kısa olmasına karşın çoğu zaman bir uzun metrajlı filmden anlam olarak daha uzun olabilir.
Kısa film, yenilikçi ve deneysel tavrı ile bir anlamda ulusal sinemanın motorudur. Üstelik ticari bir yapıda olmadığı için, yaratıcıları ticari sinemanın klşelerine ya da 'olması gerekenlerine' bağlı kalmak zorunda değildir.
İçteki, konu olarak Faust'un başka bir uyarlaması olarak görülebilir. İçteki 'nin bir başka özelliği de önceki filmlerimin tersine komedi olmayışıdır. Bu filmde denediğim, fantastik boyut içinde bir gerilimi kurabilmekti.
İçteki için sponsor aranmasına karşılık bu çaba olumsuz sonuçlandığı için film kimsenin mali desteği olmadan kendi imkanlarım ile gerçekleştirildi.

SUMMARY
What is short film? It's a unique kind of cinema. Short film is really short by time but many times longest then a normal (long) movie. Short film motorize the national cinema because short film makers are free for making some experiments or revalutionary explanations. Short film makers are free because short films are non-commercial. They don't have to fit rules or clishes of commercial normal movies. That's why they always try new things or shapes.
İçteki has a different place in my filmography: It's not a comedy. I try to construct a suspense and a fantasy angle. This shot movie is about a kind of Faust version.
As almost all short film makers, we struggled to make this movie with very very less amount of money and technical support. We worked for find a sponsor and try to banks and a couple major companies. But result was negative. This short film made with no financial support of persons or companies.

GİRİŞ: KISA FİLM NEDİR ? (VE NE DEĞİLDİR ?)
Kısa film elbette salt isminden anlaşıldığı gibi filmin kısa olanı değil. Evet, kısa film süre olarak gerçekten kısa, fakat çoğu zaman anlam olarak bir uzun metrajlı filmden daha uzun.
Kısa film, kendine özgü anlatım biçimi olan bir türdür. Anlatım dili özgürdür, yenilikçidir. Herşeyden önce kısa filme bu özellikleri kazandıran ticari olmamasıdır. Seyirci toplama kaygısı gütmediğinden (bir bakıma güdemediğinden !) klişeleri ve 'olması gereken sahneleri' her zaman göremezsiniz. Yönetmen ve filmin diğer yaratıcıları dışavurmak istediklerini piyasa koşullarına bağlanmadan yaparlar, bu da ciddi bir özgürlüktür.

Bu arada benim görüşüme göre bu özgürlüğün de bir sınırı olmalı, bu sınır da çok basit bir çizgi: İzleyiciyi sıkmamak ! Filmin yaratıcısı, yaptığı kısa film de olsa, istediğini istediği gibi yapma şansını (sadece anlam olarak) izleyiciyi ekran karşısında bunaltmak olarak algılamamalı.

Özetle bu özgür anlatım, hiçbir zaman izleyicinin sıkılmasını beraberinde getirmemeli. Bu konu üzerinde bu kadar durmamın nedeni hem yurtdışında hem de Türkiye'deki (özellikle Türkiye'deki) kısa film örneklerinde 'anlaşılmayan' filmlerin sayısının azımsanmayacak boyutta olması.

Bir başka nokta da süresi kısa olan uzun filmler. Kısa film, kısa film mantığında yaratılmalıdır. Uzun metrajın elemanlarını ve anlatım biçimini kullanarak çekilen 20 dakikalık bir film bence kısa film değildir, uzun metrajlı bir filmin kısa sürmüş halidir.
Bu durumda kısa filmi kendi içinde bir tür olarak kabul etmek ve onu ulusal sinemanın motoru olarak kabul etmek gerekir. Yönetmenler (genç de olsa yaşlı da) içlerinde kalan herhangi birşeyi kısa filmle deneyebilir, geliştirebilirler.

PROJENİN GELİŞİMİ
'İçteki' projesinin ilk gündeme gelmesi yaklaşık iki yıllık bir geçmişe dayanıyor. 35mm. olarak gerçekleştirilen Bir Kent Durumu 'ndan sonra geçen bu iki yıllık süreç filmin fikrinin ve senaryonun gelişiminin yanı sıra finans sorunlarının aşılması için de harcandı. Kuşkusuz bu süre içinde senaryo defalarca elden geçti ve yeniden yazıldı.
Bu film, önceki işlerden önemli bir nokta da ayrılıyor; İçteki bir komedi filmi değil. Bu filmin komik olmaması için içsel olarak epey çaba harcadığımı söyleyebilirim. Amacım, komik olmayan bir filmi yapmayı, belli ölçüdeki bir gerilimi kurmayı denemekti. Buna ek olarak aksiyonu yüksek sahneleri çekmeyi başarabilmek bir başka hedefti. Ancak teknik imkansızlıklar ( teçhizat, zaman ve insan gücü ) hareket alanımın sınrlı kalmasına neden oldu.

Sonuçta tüm bunların planlanması ve imkanlarının yaratılması için geçen bu iki yıllık süre büyük olasılıkla masaüstü çalışmasına ayrılan zamana yansıdığı için yararlı oldu denebilir. Bir Kent Durumu 'nu 35 mm. çektikten sonra İçteki 'ni de negatif çekmeyi çok istememe rağmen gerçekleşemedi. Bu konu ile daha ayrıntılı bir yazıyı finans başlığında okuyacaksınız.

GÖSTERGEBİLİMSEL AÇIDAN İÇTEKİ FİLMİ
Film, bir bakıma Goethe'nin Faust eserinden esinlemeler taşımaktadır. Özellikle filmin başındaki Tanrı ve Şeytanın konuşmasında bu izler daha nettir. Film bu konuşma ile başlar. Tanrı ile Şeytan insanları kendi yollarına çekmek konusunda iddialaşırlar. Bu sahnenin ilk versiyonunda Tanrı mavi renkte büyük dikdörtgen bir prizma, şeytan ise üzerinde alevler kaplanmış bir boynuz şeklinde 3 boyutlu bilgisayar animasyonu olarak tasarlanmış hatta uygulamasına başlanmıştı ancak daha sonra bu iki varlığın bu kadar nesnel bir biçimde sembolize edilmemesi gerektiği düşüncesi ile ışık haline dönüştürüldü. Fakat yine de renk öğesini kullanarak sonsuzluğu daha iyi anlattığı için mavi ışıltıyı Tanrı olarak, kan ve ölümü anlattığı için kırmızı ışıltıyı da Şeytan olarak düzenledim. Aralarındaki hiyerarşik farkı parıltının dozuyla ve hangi ışıltının kime ait olduğunu konuşmaya paralel giden parlaklık seviyesi ile sağladım. Seslendirmeyi yapanlar yine Ercan Akışık (Tanrı) ve Boran Kaya (Şeytan) oldu. Sesleri filtreleyerek farklılaştırmaya ve kalınlaştırmaya çalıştım.
Bu diyaloğun arkasından gelen ikinci sahne ise arabanın tepeden çekimiyle başlıyor. Bu planı özellikle Tanrı katından yeryüzüne inişi anlatabilmek amacıyla yaptım (aslında helikopterle daha yüksekten başlayıp alçalacak ve daha uzun sürecek bir plan çok daha doğru olacaktı !…). Ardından başlayan ikili konuşmada kahramanların kişiliklerine dair ana bilgileri alabiliyoruz. 2. Adamın sigarayı kendi ağzında yakıp vermesinden aralarındaki yakınlığı, 2. Adamın endişeli tavırlarına karşılık 1. Adamın daha rahat tavırlarından aralarındaki kişilik karşıtlıklarını da görebiliyoruz.

Adamlar o gece bir fahişe ile birlikte olmaya gitmektedirler. 2. Adam bundan son derece rahatsız olmasına karşın yine de oradadır. 1. Adam ise sanki bu iş defalarca yapmış gibi rahat ve girişkendir.
Kadının beklerken görüntülerinde bir küpe detayı vardır. Bu küpe üçgen formunda sivri hatlı bir yapıdadır. Sivri hatların şeytanı betimlediğini düşünüyorum. Şeytanın biçimlerine bakıldığında sivri hatlar (çatalının ucu, boynuzları, kuyruğunun ucu, tırnakları) ve kırmızı renk oldukça yerleşmiştir. Bu düşünceye denk düşmesi için kadının sivri hatlı formlarını (küpe, topuklu ayakkabı) sıkça kullandım.
Kadını yoldan alırlar ve evlerine getirirler. Evleri çıplak ampul ışığıyla aydınlatılmış son derece az eşyalı bir evdir, burada adamların yaşadıkları bekar hayatı ve kültür düzeyleri ortaya çıkar. Sevişme sahnesinin başlangıcı normal aydınlatmanın kırmızıya dönmesi şeklinde olur ve tüm sahne kırmızı ışık altında devam eder. Kırmızı rengin kullanılması ile şeytanın işbaşında olduğu ya da 'işe başladığı' anlamına gelen bir atmosfer yaratmak istedim. Bu sahnede sevişme faaliyetinin olmaması sadece kadının 'cezbedici' görüntüleri ve adamların yüzlerinin olmasının sebebi anlam alanını daraltarak güçlendirmekti. Yani sadece baştan çıkaranlar ve baştan çıkanların görülmesi. Bu sahnede 1. Adam sevişme esnasında kadının saçını çeker, kadının yüzündeki ifade ise biraz hain biraz aşağılayıcı bir ifadedir, amacına ulaşmada adımlar atmaya başlamıştır.

Sonraki sahne oldukça önemli; ertesi sabah uyanırlar ve kadının evde unuttuğu (bıraktığı) çantasını bulurlar. Çantanın içinde bir tabanca vardır. 2. Adam silahın geri vermeye çalışır ama kadına ulaşamaz, 1. Adam ise içten içe silahı alıkoymak niyetindedir. 2. Adamın işe gitmesiyle ayna karşısında silah ile kendini seyreder. Aynanın olduğu oda kendi odasıdır (ceketi asılıdır) ve bize adamın karakteri ve yaşam tarzıyla ilgili bilgiler verir. Odada sadece bir çarşafsız bir yer yatağı ve bir kadın posteri vardır. 1. Adamın kültür düzeyindeki düşüklüğü ve estetikten uzak bekar yaşamını farkederiz. Aynada kendini seyreder ve kendini silahla birlikte görmekten hoşlanır. Kendini güçlü hisseder. Aynanın karşısında yaptığı silah çekme denemelerinin sonunda ayna kırılır ve adamın aynadaki görüntüsü parçalı gözükür. Burada anlatılan silahla birlikte kişiliğindeki bozulmaların ve deformasyonun başladığıdır.
1. Adam balkonda otururken geçmişini hatırlar, heyecanla hediye paketini açarken paketten çıkanın oyuncak tabanca olması onu mutsuz eder. Ancak haylaz bir başka çocuğun onunla dalga geçmesi oyuncak silahın gerçek olmasını diletir. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz, aslında insan başlangıçta gerçekten masum fakat çevre, bir başka deyişle insanın yine kendisi, şiddeti doğuruyor ve enstrüman olarak yine kendi icadı bir makinayı; silahı yaratıyor.
Balkonda 2. Adam geldiğinde 1. Adam ona silah için aldığı kılıfı gururla gösterir, artık ona iyice sahip olmuştur. O güne kadar uğradığı ezikliklerin acısını çıkarabilmek için onu muhafaza etmiştir. 2. Adam bu durumu onaylamaz. Ardından gelen diyalogta 1. Adamın işsiz olduğunu ve iş aradığını anlarız. Başarısız geçen bir iş görüşmesinden bahsederken silahı çıkartır (aynı küçüklüğündeki gibi elindeki tek materyali içsel intikamı için kullanmaktaddır ancak bu kez farklıdır çünkü silah gerçektir) ve sokağa doğrultur. 2. Adam tedirgin olur ve tartışma sonunda silah ateş alır, sokaktan geçen biri tesadüfen vurulur. Artık silahın geri verilmemesi somut bir sonuç doğurmuştur kaza da olsa birini öldürdükleri için katildirler.

Ertesi gün ise olanları unutma amacıyla yapılan bir eğlence sonrası çıkan tartışmada 2. Adam, 1. Adam dayak yerken silahla havaya ateş eder ve kavgayı durdurur. Ancak kabadayıların silah karşısındaki gerilemelerine rağmen silahı ateşler ve hepsini öldürür. Artık bilinçli şekilde öldürmeler de böylece başlamış olur.

Kavganın ardından kadının evine doğru yola çıktıklarında araba uzaklaşırken görüntü bulanıklaşır. Bundan böyle düşüşe başlarlar. Kadının evinin bütün duvarları siyahtır. Buradan sonra mümkün olduğunca mekanı gerçeklikten uzaklaştırıp yaratığın otaya çıkışına hazırlık yapmak istedim. Siyah bu açıdan yokluğu temsil etti. Anlatılmak istenen aslında ne kadının ne de şeytanın olduğu çünkü herşey insanın içinde oluşuyor bu yüzden kadın da evi de aslında yok, gerçek değiller.
Kadının evinde adamlar kadının silahı kendilerine kasten 'denemeleri için' bıraktıklarını öğrenirler. 'Deneme' kelimesini kasten kullandım. Adamlar silahla bir güç elde etmeyi deneme yolunu seçtiler sonuçta. İnsan kötülüğe hiçbir zaman mahkum edilmiyor, önünde her zaman seçenekler var ve denemek kendisine kalmış. Burada da kadın şeytanı temsil ederek adamlara silahı bırakarak teklifini yapmış oldu; deneyin=silaha sahip çıkın ya da ondan kurtulun.

'Denenecek' materyal olarak silahı seçmemin özel bir nedeni var (denenecek şey bir sopa, bir yalan, kötü bir davranış gibi materyal ya da soyut bir şey olabilirdi), silah -kavram olarak- belki de insanlık tarihinin en özel nesnesi. İnsanlar birbirlerini yola getirmek, öldürmek için silah denen makinayı yapıyorlar, harcanan efor ise dehşet verici. İnsanlık tarihi silah yapma amacı ile başlanmış ve başka ürünleri de içinden çıkarmış buluşlarla (tıbbi tarama cihazları, internet, ilaçlar vb.) dolu.

Kadının evi adamlar için bir tür sondur. Burada çıktıkları yolun sonuna gelirler. İndikleri merdiven aslında bilinçlerinin derinlikleridir ve merdivenin sonunda karşılaştıkları kendi yüzlerini taşıyan yaratık ise kendi içlerindeki kötülüktür.

Sonuçta adamlar yaratığın kahkaha sesleri ile duyulan silah sesleri sonunda ölmüş olurlar. Birbirlerini vurmuş olmalarının ya da başka birisi tarafından vurulmuş olmalarının bir önemi yoktur. İntihar da etmiş olabilirler ama sonuçta artık yokturlar ve kendi kendilerini bitirmişlerdir.

Filmin sonunda ise aslında gerçek olmadığını pekiştirircesine kadın üzerindeki kanlardan ve yırtık gömleğinden eser olmadan tekrar belirir ve gücünü simgelemek için ufak bir hareketle yerdeki silahı uçurarak eline alır. Adeta tekliflerini sürdürmek için dimdik ayaktadır.
Kan birikintisine basışı acımasızlığının ve gücünün bir başka simgesi. Ve teklifini bu kez seyirciye yineler 'denemek istermisiniz…' bu kez bir ekleme daha olur, '…belki de denenmek istersiniz ?…' Yani siz birilerine kötülük yapmayacaksanız nasıl olsa size kötülük edecek başkaları bulunacaktır !…

MASAÜSTÜ ÇALIŞMALARI
Bilindiği gibi bir film için en çok zaman masada harcanıyor (harcanması gerektiği hep söyleniyor !). İçteki için önce bir senaryo çalışması oldu ve bu bir süreç halinde devam etti. Filmin konusu her ne kadar fantastik de olsa bir yere kadar, yani filmde 'iplerin koptuğu' ve her şeyin olabileceği o ana kadar olan olayların mantıklı bir sebebe dayanması önemli bir noktaydı.

İkinci olarak bir başka denemeyi de bu filmde yapmaya çalıştım. Normal bir uzun metraj film seyrederken alışkın olduğumuz biçimde olaylar farklı dozlarda da olsa fiziksel bağlantılarla akar. Örneğin kahramanlar arabaya binerler, bir süre arabada giderler, inerler, binaya girerler, vb. Sonuçta bir odaya girerler ve asıl laflarını ederler. Bu akış esnasında yönetmen bir takım yan anlamları işleme koyabilir ama çoğunlukla bu tam olarak olmaz, hep klişeler görünür. Yani kahramanlar hakkında aslında bildiğimiz ya da anladığımız ya da birazdan göreceklerimizi görmeden de anlayabileceğimiz özellikler (kahramanın 'asi ve mağrur olması' ya da endişeli olması vb.) bize gösterilir.
İçteki 'nde ise bütün bu 'ara bağlantıları' devreden çıkardım. Yani kahramanlar kızı arabaya aldıktan sonraki plan evdeki odaya girişleri, çünkü amacımız onları o odaya sokmak ve ihtiyacımız olan şeyi söyletmek ya da olayı gerçekleştirmek.

Şunu belirtmekte de fayda var, bu 'devreden çıkarma' bence tam olarak ancak bir kısa filmde denenebilirdi çünkü bu yolla hem olayların ekran süresi azalmakta hem de yoğunluğu son derece artmakta. Bu da kısa filmin bir anlamda tam temsil ettiği yere denk düşüyor: Kısa ama yoğun, anlam olarak uzun. Öyleki bir bakış ya da edilen bir laf bize o insanın amacını ya da kişiliğinin bilgilerinin işimize yarayacak kadarının tamamını bilmemize yetiyor.

Örneğin filmin ilk planlarında adamlar arasındaki dostluğu ya da yakınlığı adamların birinin sigarayı kendi ağzında yakıp diğerine vermesinden, aralarındaki kişilik farklılıklarını ise tavırlarından, birinin endişeli, diğerinin rahat tutumlarından anlayabiliyoruz. Bunlar bir planda oluyor ve yeterli. Bir başka örnek sevişme sahnesindeki kadının bir anlık (zaten yüzü sadece orada tam görünüyor) yüz ifadesi. Kadın, adamın elini uzatıp saçını çekmesi ile adama bakar ve yüzünde aşağılayıcı bir gülümseme oluşur. Kadın amacına ulaşmaktadır, bir şiddet hareketini ahlaka uymayan bir durumda onlar üzerine yaratmıştır. Bence kadının yüzündeki o ifade, kadının amacını ve buna nasıl ulaşacağını anlatmak için fazlasıyla yeterli. Kuşkusuz bu kodlamalar ışık, müzik, kadraj gibi elemanlarla da destekleniyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz sevişme sahnesinin kırmızı renk hakimiyetinde geçmesi ve romantiklikten uzak müziği kadının ifadesinin istediğimiz anlamı vermesine yardımcı oluyor.

Burada seyirciye yük daha fazla biniyor çünkü 20 dakika boyunca gözünü ekrandan ayırmamak zorunda ve kafasında bağlantıları yapamazasa film kopukluk hissi verebiliyor ve bu da istenilen bir şey değil. Ama bir kısa film yaptığımız için seyirciyi biraz yorma hakkını kendimde görüyorum.

Çekim öncesinde yoğunlaşılan bir başka konu storyboard çalışmasıydı. Genelde aşırı zahmetli olması nedeniyle yapmaktan kaçınılan bu yönteme daha önceki bütün filmlerde olduğu gibi yine başvurduk. Storyboard, hem filmin bütününü görsel olarak görmeyi kolaylaştırıyor hem de çekim anında sorunlardan dolayı oluşan 'kafa durmalarında' imdada yetişiyor. Yinede incelediğimizde storyboard'un tamtamına uygulanmadığını görüyoruz. Çekim anındaki hisler, oyuncuların yarattığı aura, bir sinerji yaratıyor ve değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Böylece yönetmen cebinde bir başvuru kaynağı ile çeşitlemelere daha rahat girebiliyor. İçteki'nin storyboard'unun tamamının çekim öncesi halini ilerleyen sayfalarda bulabilirsiniz.

Filmin ana oyuncuları olan 1. ve 2. Adam canladıracakları rol gereği hem belirgin bir karşıtlık (çekingen-girişken, sakin-asabi gibi) içindeyken hem de net bir uyum içinde olmalıydı, bir başka deyişle 'ikili' olmalıydılar. Ercan Akışık ve Boran Kaya hem fiziksel farklılıkları hem de aralarındaki uyumla rolü tamamlayan iki kişi oldular. Ayrıca oyunculuk yetenekleri de film için ciddi bir artı oluşturdu.

FİNANS SORUNLARI
Kısa ya da uzun bir film yapmanın mali yükü hiçbir zaman azımsanamaz. İçteki filminin bir başka özelliği de hiç bir kişi ya da kuruluştan mali destek almadan gerçekleştirilmiş olmasıdır. Yalnız bu durum bilinçli bir tercih değil bir zorunluluktan doğdu. Amaç, çekim sonrası giderleri İFR tarafından karşılanan Bir Kent Durumu 'ndan bir adım daha ileri gitmek daha çok imkanla daha iyi bir film yapmaktı. Bu doğrultuda hedefi daraltıp banka ve sigorta şirketlerini kapsayan, ek olarak da konuyla ilgili olabilecek bir kaç kuruluştan oluşan bir liste oluşturup sponsorluk talebi ile başvurdum. Film için istenen bütçe, dilenirse bir kısmının da karşılanabileceği notuyla 1 milyardı ve hiçbirinden olumlu bir yanıt alınamadı, hatta çoğundan yanıt bile alınamadı. Aşağıda bu listeyi ve başvuru sonucunu inceleyebilirsiniz:

Adabank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Akbank "Bütçeleri uygun değil" yanıtı geldi.
Alternatif Bank Yanıt Yok.
Bank Express Olumsuz yanıt.
Bank Kapital Yanıt Yok.
Banque National Paris Olumsuz yanıt.
Birleşik Türk Körfez Bank Yanıt Yok.
Site Bank Olumsuz yanıt.
Citibank Yanıt Yok.
Demirbank Yanıt yok.
Bayındırbank Yanıt yok.
Dışbank Yanıt yok.
Egebank Yanıt yok.
Emlak Bankası Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Etibank Yanıt yok.
Finansbank Yanıt yok.
Garanti Bankası Programlarına uymadığı gerekçesi ile olumsuz yanıt.
Habibbank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Indosuez Euro Türk Dosyaya bile bakmak istenmedi.
İnterbank Yanıt yok.
Kentbank Yanıt yok.
Kıbrıs Kredi Bankası Dosyaya bakmak bile istenmedi.
Koçbank Yanıt yok.
Midland Bank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Osmanlı Bankası Yanıt yok.
Oyak Bank Yanıt yok.
Park Bank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Sümerbank Yanıt yok.
Toprakbank Yanıt yok.
Sınai Kalkınma Bankası Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Turkishbank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Türkbank Yanıt yok.
Yaşarbank Dosyaya bile bakmak istenmedi.
Vakıf Bank Yanıt yok.
Yapı Kredi Sinema projerini desteklememe prensipleri varmış.
Altınbaş Bütçe uygun olmadığı için olumsuz yanıt.
Efes Pilsen Artık filmlere destek vermiyoruz (!) şeklinde yanıt.
Fida Film Olumsuz yanıt.
ÇYD derneği* Olumsuz yanıt.
Reklamverenler d.* Olumsuz yanıt.
Siemens Olumsuz Yanıt.

* Derneklerden sadece üyeleri ile temas kurma konusunda aracılık yapmaları talep edilmiştir !

Yukarıdaki tablo hakkında söylenecek fazla bir şey bulamıyorum.! Her kuruluş 50 milyon verse bütçe zaten tamamlanacaktı ve en acısı da yanıt bile vermeye tenezzül edilmemesi herhalde. Ek olarak da derneklerin sadece iletişim kurma işini bile yapmaya yanaşmaması bu tip kurumların ne işe yaradığı sorusunu akla getiriyor.

Sonuçta film kimsenin maddi desteği olmadan bitirildi. Belki daha iyi şartlarda daha iyi bir film ortaya çıkacakken, yine iyi bir film ortaya çıktı ama daha çok ter ve daha çok iyi niyet tükettirerek. Bu da onu aslında daha değerli yapıyor.

UYGULAMA AŞAMASI İLE İLGİLİ TEKNİK BİLGİLER
Bu bölümde filmle ilgili bazı rakamsal bilgilerin verilmesinde fayda var. Filmin çekimleri 5 gün, montaj aşaması 4 gün sürdü. Hazırlıkla geçen yaklaşık 1 haftalık sürecin büyük kısmı dekorların ve özellikle filmin finalindeki 'içteki' nin yapılmasına harcandı. Filmde oyuncular hariç toplam 9 kişi çalıştı. Çekimler sesli olarak gerçekleştirildi.
Filmde teçhizat olarak, Canon XL1 mini DV videokamera, toplam 5kW ışık ve kurgu için Avid Media Composer 9000, ses efektleri için Sound Edit 16 kullanıldı.


İÇTEKİ

Sinopsis
Bir gece, iki adam arabalarına bir fahişe alırlar, birlikte geçirdikleri gecenin ardından kadın içinde bir tabanca olan çantasını adamların evinde bırakır.
İstemeden de olsa sahip oldukları silah yüzünden başlarına olumsuz şeyler gelir, bir yerde yaşamları değişir. Ardından tekrar kadını bulduklarında bu kez onun evine giderler. Evi dolaşırken merdivenle aşağı inilen bir oda bulurlar. Odaya indiklerinde onları yerde kıvranan iri bir kurtçuk beklemektedir. İğrenç görünümlü bu yaratık, adamlara kendisinin içlerinde büyüttükleri öz olduğunu anlatır. Adamlar bu esnada kapıldıkları bir yanılsama (birlerine silah çektiklerini zannederler) sonucu birbirlerini öldürürler.
Adamların cesetleri yanında biri belirir, gelen kadındır. Hırpalanmış görüntüsünden eser yoktur. Kameraya aynı silahı uzatarak 'denemelerini' ister, bir süre bekledikten sonra "belki de denenmek istersiniz' der ve kameraya doğru ateş eder, görüntü kararır.

Senaryo

1. SAHNE Bilgisayar ortamı
Gerçek olmadığı belli olan, 'sanal' bir ortam havasında oluşturulmuş gökyüzü görünümündeki ortamda havada süzülerek siyah koni biçiminde bir kütle kameraya yaklaşır. Ardından da siyah kütleye kıyasla çok daha büyük dikdörtgen prizma şeklinde açık mavi renkli kütle gelir. Aralarında bir konuşma geçer. Konuşma esnasına mavi kütlenin yüceliği, siyah kütlenin ise küçüklüğü vurgulanır.

Siyah kütle - Güneşle dünyalar arasında tek gördüğüm insanların nasılda acılar içinde yüzdüğü…
Onlara sunduğun göklerin ışığına akıl adı veriyorlar ve bunu ancak bütün hayvanlardan daha da hayvan olmak için kullanıyor.

Mavi kütle - Sen hep şikayet için mi gelirsin ? Şu dünyada sana hiçbirşey hoş görünmez mi ?

Siyah kütle - Ne yazık ki hayır ! İnsanların sefaleti ve işe yaramazlığı bende acıma duygusundan başka birşey uyandırmıyor. Hatta kimi zaman onlara bu yüzden eziyet bile etmek istemiyorum.
Mavi kütle - İnsanlarımın tarafıma yaptıkları kimi zaman karışık görünen hizmetleri onları nihayetinde aydınlığa çıkaracaktır. Yeşillenen bir fidanın meyve vereceğini bahçıvan bilir.

Siyah kütle - İsterseniz bu konuda bahse girelim… Eğer bu yaratıkları kendi yoluma çekmek, onların içine acı ve pişmanlık tohumları ekmem için izin verirseniz herhalde kaybeden siz olacaksınız.

Mavi kütle - Küstahlığına rağmen yeryüzünde yaşam devam ettiği sürece bu konuda izinlisin… Yaşam sona erdiğinde nasılolsa sen ve yanındakilerin başına gelecekler belli. Ama unutma ki acılar içinde kıvranan bir ruh bile doğru yola sapacak erdemi içinde barındırır ve kullanır.

Siyah kütle - Öyle olsun… Bu beni yıldırmıyor. Ama hedefime ulaşırsam müsadenizle göğsümü kabartarak dolaşacağım.

Mavi kütle - Eğer o an gelirse karşıma rahatlıkla çıkabilirsin. Zaten insan gibi gevşeklik ve tembelliğe yatkın bir yaratığa senin gibi tahrikkar birini arkadaş olarak vermekten daha akıllıca bir şey herhalde yok…

2.SAHNE GECE / DIŞ / SOKAK
Sokaklarda ilerleyen araba kuş bakışı gibi bir açıdan görünür. Adamlar, arabada yolalmaktadır. Şehirin içinde dolaşırlar. Arabaları normal bir orta sınıf arabasıdır. Arabayı kullanmayan adam ön camdaki kırmızı Marlboro paketinden iki sigara alıp kendi ağzında yakar ve birini diğerine verir. Adamların tipleri ve davranışlarından biraz serseri tipli adamlar olduğu anlaşılır. 2. Adam diğerine göre biraz daha çekingen ve yumuşakbaşlıdır.

Adam 2 - Bana bak iki kişi gidiyoruz diye bi sorun çıkmasın…
Adam 1 - N'olucak ya… Parasıyla dimi… Ne sorunu çıkacak…

Bir süre daha arabayla devam ederler.

Adam 1 - İşte hatunu alacağımız köşe burası işte bu da hatun…

Sokağın köşesinde alımlı bir fahişe beklemektedir. Araba durur, kadın arabanın içine baktıktan sonra arabaya biner. Arabanın içinde,

Kadın - Sizin yerinize gidelim koçlar…
Adam 1 - Tamamdır.

Araba hareket eder.

3. SAHNE GECE / İÇ / 1. VE 2. ADAMIN EVİ
Adamlar önden kadın arkadan eve girerler. Ev, sıradan bir bekar evi görünümdedir. Fazla eşya yoktur, olan eşyalar da eskiyüzlü ve düzensizdir. Kadın salonun ortasında durur,

Kadın - Şimdi n'apıyoruz ?

Hiç boşluk vermeden sert bir müzikle birlikte adamların ve kadının sevişme görüntüleri başlar, bütün aksiyon eskimiş, hatta yırtık duvar kağıdı parçaları olan duvarda gölgelerin hareketiyle anlatılır. Sevişmede de kimi zaman sert hareketler (kadının saçından sertçe tutmaları vb. gibi direkt vurmadan sergilenen şiddet davranışları şeklinde) dikkat çeker.

4. SAHNE GÜNDÜZ / DIŞ-İÇ / 1. VE 2. ADAMIN EVİ
Şehrin pek parlak olmayan bir semtinin genel görünümünden 1. Adamın evinin içine geçilir. Kamera eve ait detayları gösterir. Kadın gitmiştir. Adamlar uyanır, evin içinde dolanmaya başlarlar. Evde bir kadın çantası bulurlar.

Adam 1 - (Gözüyle işeret eder) Bu ne lan ?
Adam 2 - (Yerinden kalkar ve çantayı alır, inceler) Dün akşamkinin çantası herhalde… Unutmuş salak…
Adam 1 - Ver bakiim.

1.Adam çantayı alır içine bakmaya başlar. Bir kaç ıvır zıvır çıkardıktan sonra büyük ve parlak bir tabanca çıkartır.

Adam 1 - Hasss…
Adam 2 - Ulan yaa… Bu ne oolum ?
Adam 1 - Tabanca !…
Adam 2 - N'apıcaz şimdi bunu ?
Adam 1 - …
Adam 2 - Abi bence kadını arayalım, verelim gitsin, başımıza kalmasın

1. Adam bu fikri çok fazla onaylamış gözükmez, sessiz kalır. 2. Adam telefona sarılır. Bir kağıda bakarak numarayı çevirir. Aradığı numaraya kaba bir erkek sesi yanıt verir.

Telefon - Alo ?
Adam 2 - Eee… İyi günler, Şebnem'le görüşecektim…
Telefon - O kim la ? Yoh burada ööle biri…
Adam 2 - Pardon… Orası 234 56 78 değil mi?
Telefon - He o numara ama ööle biri yoh !

Telefon kapanır. Adamlar birbirlerine bakarlar.

Adam 2 - Bu numara mı yanlış yav ? (Kendikendine) E bu kağıttaki numaradan aramadık mı biz bunu dün yav ? (diğer adama döner) Neyse ya sen bir düşün herhalde başka bir numaraydı, benim işe gitmem lazım…

2. Adam evden çıkar, 1. Adam evde kalır. Bir süre durduktan sonra elinde silahla yatak odasına gider.
Yatak odasında bir yatak, bir dolap ve bir boy aynası vardır. Aynanın karşısında bir süre durduktan sonra silah çekme provaları yaparak kendini seyreder. Tabancaya ait yakın planlar burada kullanılır, bu planlar tabancanın mekanik hareketlerinin yakın plan çekimleridir. Son silah çekme provası esnasında tabanca aynaya çarpar ve ayna çatlar. Adam kendinin iki üç parça şeklinde çoğalmış görüntüsüne bakakalır.

5. SAHNE GECE / DIŞ-İÇ / 1. VE 2. ADAMIN EVİ
Adam evin daracık balkonunda oturmuş elindeki silaha bakmaktadır. Bakışları dalar. Geçmişi hatırlar. Küçükken bir büyüğü ona oyuncak bir tabanca hediye eder. Çocuğun yüzünde tam sevinmiş bir ifade oluşmaz. Sanki beklediği böyle birşey değildir. Bu sırada abisi ya da ona benzer biri olan daha büyükçe haylaz görünümlü başka bir çocuk gelir ve küçüğün kafasına bir şaplak atar, gider.

Büyük çocuk - O ne lan… Salak !

Küçük çocuk duruma sinirlenir fakat bir şey yapamaz, sadece büyük çocuğun arkasından elindeki oyuncak silahla nişan alır.
Tekrar balkona döneriz. 1. Adam dışarıyı seyretmeye koyulur. Sokaktan tek tük insanlar geçer.
Kapı anahtarla açılır. Gelen 2.Adamdır. O da balkona gelir. Birlikte otururlar. O da dışarıyı seyretmeye başlar. Kısa bir sessizlikten sonra,

Adam 2 - Bu gün hep evde miydin ?
Adam 1 - Bir ara çıktım... (üzerindeki ceketi sıyırarak belindeki kılıfı ve içindeki silahı gösterir, sesinde bir canlanma olur) Bunu aldım, nasıl ?

2. Adamın ifadesinden diğerinin yaptığını benimsemediği anlaşılır. Ardından bu konuşma ile paralel gidecek aksiyon başlar; bir adam bir taksiye biner, taksi hareket eder. Tekrar balkona dönülür.

Adam 2 - Bugünkü iş görüşmene gittin herhalde… nasıldı ?
Adam 1 - (Silahı kılıfından çıkarır, sokaktan geçenlere nişan alıyormuş gibi yapar) pek iyi değildi...Onlar arayacaklarmış...
Adam 2 - Olmayacak yani desene...
Adam 1 - …

Taksi yol almaktadır. İçindeki müşteri bir şeyler okumakta, fonda arabesk bir müzik çalmakta, taksici ise yola atlayan yayalarla ilgili söylenmektedir.

Taksici - Ulan gecenin bu saati hala herifler zıp zıp yola atlıyor yaa... Hay anasını...

Kısaca 'normal' bir 'taksi atmosferi' süregider. Tekrar balkona döneriz.

Bir süre sessizlik olur, 1. Adam silahı sokaktan geçenlere doğrultmaya devam eder, 2. Adam bir süre diğerine bakarak yanıt bekler, yanıt vermeyeceğini anlayınca boşvererek o da seyretmeye koyulur.

Taksi sert bir fren yapar ve şöför yolun üstündeki bir şeylere söylenir ve kornaya basar. Süregiden korna sesi balkona geçilir ve elinde silah tutan 1. Adam aniden basılan kornayla irkilir ve tetiği çeker, silah ateş alır, patlama sesi korna sesine karışır. Yoldan geçen biri vurulur yere düşer. Herşey çok seri biçimde gerçekleşir. Ardından gelen sessizlikte yol boştur, sadece ölen adam yerde yatmaktadır. Balkondaki adamlarda bir süre aşağı ve etrafa bakarlar, camlara çıkan kimse yoktur, sonra 1. Adam sakince ayağa kalkar ve içeriden balkona sızıp adamları aydınlatan ışığı kapatır. Ardından 2. Adam da içeri girer.

Adam 2 - N'aptın oğlum ?
Adam 1 - Bilmem... kendi kendine oldu işte...
Adam 2 - Birilerine haber verelim... Yaralı falandır…
Adam 1 - (Bir an düşünür) Gel dışarı çıkalım... dolaşalım biraz...

2. Adam, bir an hareketsiz kalır.

Adam 1 - İnsanlara ne demeyi düşünüyorsun ? Kazayla vurduk mu ? (kolundan tutar) Gel dışarı çıkalım, sonra döneriz...
Evden çıkarlar, sokak genel olarak tenhadır, yerde yatan cesedin başında bir iki kişi toplanmış, adama ne olduğunu anlamak için dürtmektedirler, kimse apartmandan çıkan iki kişiyi görmez bile. Adamlar, toplanmış insanlara hiç bakmadan ters yöne doğru uzaklaşırlar.

6. SAHNE GÜNDÜZ / İÇ / 2. ADAMIN İŞYERİ
2. Adam iş yerindedir. Devlet dairesini andıran bir büro, noter ya da elektrik idaresi olabilir. Adamın önünde yığınla kağıt durur, kağıtlara damga vurur, kalemle bir şeyler yazar. Rutin bir iş yapmaktadır. Telefon çalar. Arayan 1. Adamdır.

Adam 2 - Alo…
Adam 1 - N'aber lan…
Adam 2 - Problem yok di mi…
Adam 1 - Yok yaa bir şey olduğu yok, her şey normal. Evde oturuyoruz işte…
Adam 2 - Akşama gel de bir yerlere takılalım.
Adam 1 - Para var mı para…
Adam 2 - Aldık avansı yaparız bi şeyler.
Adam 1 - Tamam ben seni almaya gelirim…
Adam 2 - Görüşürüz.

2. Adam telefonu kapayınca bir an şef görünümlü asık suratlı biriyle gözgöze gelir, aldırmaz.

7. SAHNE GECE / DIŞ / SOKAK
Bir meyhanenin kapısınrdan çıkarlar ve arabaya binerler. Araba hareket eder. Bir süre yolalırlar, sessizlik devam eder. Tenhaca bir sokaktan geçerken aniden yandaki yoldan önlerine bir araba çıkar, hızla döner ve önden devam eder, direksiyondaki 1. Adam camdan bağırır.

Adam 1 - Yuh ulan ayı !

Adamın bağırmasıyla öndeki araba aniden durur. İki kişi arabada kalır. İçinden yarma görünüşlü iki kişi iner arabaya doğru yaklaşır. Dayılanarak,

Yarma 1 - Ne diyon lan sen davar…

Arabanın şöför tarafına gelen iki kişi açık camdan daha bir laf etmesine fırsat bırakmadan 1. Adamın yakasına yapışır ve dışarı çıkartıp tartaklamaya başlarlar. 1. Adamın da karşılık vermesi üzerine kavga büyür yarmalar 1. Adamı dövmeye başlarlar. Arabada kalan 2. Adam iner ayırmak amacıyla araya girecekken bir başka yarma belirir, 2 . Adamı itekler.

Yarma 3 - Sen gir bakiim arabaya …

Kavga devam eder, 1. Adam ciddi şekilde dayak yer, artık ayakta duramaz. Çuval gibi elden ele dolaşır. Bir an 1. ve 2. Adam gözgöze gelirler. Hemen sonra 2. Adam yavaş hareketlerle dışarıda bekleyen 3. Yarmaya hissetirmeden torpido gözünü açar.
Yakın planda çok sayıda silah patlaması görünür ve ardından sessizlik olur. Geniş çekimde ateş edenin 2. Adam olduğu görünür, yıkılmış görünür. Bütün yarmalar vurulmuştur. İkisi kımıldamaz, bir tanesi ise inlemektedir. 1. Adam sendeleyerek 2. Adamın yanına gelir. Elinden silahı alır ve sendeleyen adamı da vurur. Bir anlık sessizlikten sonra adamlar arabada birinin daha olduğunu farkedip, birbirlerine bakarlar. Bu sırada arabanın kapısı açılır arabadan inen filmin başındaki kadındır. Soğukkanlı biçimde adamylara yaklaşır.

Kadın - (1. Adama) Sen fena olmuşsun (diğerine döner) Etraftan kimse gelmeden bana gidelim, hem arkadaşına bakarız…

2. Adam arkadaşına bakar, o da kafasıyla olur anlamında bir işaret yapar, arabaya binerler, araba hareket eder.

8. SAHNE İÇ / KADININ EVİ
Kadının evinin kapısının önüne gelirler. Kadın, arkalarından gelir, adamların tersine çok sakindir. Kadının evinde tüm duvarlar ve eşyaların üzeri kırmızı parlak bir kumaşla kaplıdır. Adamlar evin ortasında bir yere otururlar. 1. Adam sendeleyerek yürürken,

Adam 1 - (İnleyerek) Ne biçim ev lan burası…

Otururlar, kadın bir bez getirir ve 1. Adama verir, adam yüzünü silerken,

Adam 1 - Unuttuğun silah başımıza ne işler açtı bak…
Kadın - (kendinden emin, küçümser bir edayla) Ben onu size deneyin diye bıraktım, ayrıca size bir şey yapmadım… Bunlar olması gerekenlerdi…
Adam 1 - Siktir lan !

1. Adam silahı kadının üzerine boşaltır, kadın kanlar içinde yere yığılır. Adamlar evde dolanmaya başlarlar. Kapısı gri bir perde ile örtülü bir kapı bulurlar. Perdeyi araladıklarında aşağı doğru inen bir merdiven vardır. Merdiveninde, merdivenin sonundaki odanında duvarları parlak gri kumaşla kaplıdır ve kumaş hafif hafif dalgalanmaktadır. Merdivenden inerler. Oda bir labirentten oluşmaktadır. Labirentin duvarlarında da aynı renk kumaş vardır. Labirenti geçerler, labirentin bittiği yerde bir boşluk vardır. Zeminde, kıvranan, iğrenç görünümlü, yaklaşık 1.5-2m. boyunda elma kurduna benzeyen bir yaratık vardır. Yanına yaklaştıklarında kurdun şeffaf vücudunun içinde bir insan yüzü seçilir. Bu yüz hangi adam bakıyorsa onun yüzüdür. Adamlar şaşkınlık içindedirler.

Adam 1 - Bu ne yav ?
Adam 2 - Bilmiyorum… ama iğrenç…

Bu sırada kurtta kımıldanma olur ve konuşmaya başlar, Şeffaf derinin altındaki yüzün dudakları kımıldar ve konuşan yüz 1. ve 2. Adamın yüzü şeklinde değişir. Ses insan sesi gibi değil daha çok modüle edilmiş mekanik bir sestir.

Yaratık - Beni içinizde büyüttünüz… Şimdi de tanımıyorsunuz… Yakından bak, sana ne kadar da benziyorum… Sizin gibi milyonlarca insanın içinde de benim kardeşlerim büyüyor… (Hastalıklı şekilde güler) Ben içinizdekiyim…

Adamların şaşkınlıkları devam eder, silah hala 1. Adamın elinde durmaktadır. 2. Adam ise 1. Adamın arkasındadır. Bir silah sesi duyulur. 1. Adam arkadan vurulur, ne olduğunu anlamaz, diğerinin kendisini vurduğunu zanneder ve dönerek o da ona ateş eder. 2. Adam yere düşerken şaşırmış biçimde ağzından kelimeler dökülür.

2. Adam - N'oldu ?…

Odadaki sessizliği yürüyen bir topuklu kadın ayakkabısının tıkırtıları bozar. Yerde yatan adamların yanına gelen ayakların kameranın yükselmesi ile kadına ait olduğu anlaşılır. Üzerinde vurulmadan önceki kıyafeti vardır ve temizdir. Kadın elini yerde duran silaha uzatır ve silah havalanarak kadının eline gelir. Kameraya doğru yaklaşan kadın, silahı aynı adamlara da uzattığı gibi kameraya uzatarak konuşur.

Kadın - Siz de denemek ister misiniz ? (Bir süre bekler ve silahın namlusunu kameraya çevirir) Belki de denenmek istersiniz ?

Ardından ateş eder ve silahtan çıkan parlamayla görüntü kararır.


SONUÇ
Her şeyin sonunda bir kısa film daha yoktan varolmuş, ortaya çıkmış oldu. Tüm bunların dışında Türkiye'de kısa filmin ne kadar ileri gidebileceği ve ne kadar ileri gitmesi gerektiği üzerinde de durmak gerekiyor. Şöyle bir bakıldığında bir sinemacının aslında kısa film yapması için hiç bir sebep yok hatta yapmaması için çok sebep var.
Kısa film sinemanın motorudur dedik, sinemacılar kısa film ortamında deneyebilir, araştırabilirler. En yenilikçi anlatımlar her zaman kısa filmlerde ortaya çıkmaktadır.
Buna karşın Türkiye'de kısa film yapan insanın hayatına içsel deneyim kazandırmaktan öteye geçemiyor: Kariyerine katkıda bulunamıyor çünkü kabul edilmiyor, ilgi gösterilmiyor (para kazandırmadığı için olsa gerek!). Aslında tam bir deneyim kazancından da söz edemiyoruz çünkü aşırı kısıtlı ortamlarda gerçekleştirildiği için yaratıcı çoğu zaman bile bile yanlış yapıyor…
Yabancı ülkelerde özellikle Fransa ve İngiltere'de yerleşmiş sponsorluk sistemleri ve ilgili yasalar, erişilmiş kültür düzeyi kısa film üretimini sistematik hale getirmiş durumda. BBC ve Canal+ gibi TV kanalları her yıl belli sayıda film çektirip bunları yayınlıyor ve ülkenin film üretecek insanlarına ciddi bir katkıda bulunuluyor.

Sponsorluğun bir sistem haline gelmesi kısa film için şart çünkü kısa film ancak sponsorla çekilebilir. Biletle kısa film seyredildiği anda kısa film artık kısa film değildir. Ülkemizde ise yeni vergi yasası ile sponsoruk vergiden düşülebildiği halde firmalar hala vergi olarak verecekleri parayı taşa betona yatırarak yıllık döngüsel inşaatlarına devam ediyorlar.

Türkiye için söylenecek bir başka durum da, bir ya da daha fazla kısa film üretebilmiş birinin bunları koltuğunun altına alıp mesleği ile ilgili bir kuruluşun kapısını çalması durumunda dikkate alınmasının ihtimal dahilinde olmaması. Bu da kısa film yapanların filmlerini sadece 'kendileri' için yapmalarını bir zorunluluk haline getiriyor.

Sonuçta her türlü olumsuzluğa rağmen kısa film üretilmeye devam edecek, kısa filme gönül vermiş insanlar herhalde hep olacak.
İçteki, benim 12. Kısa filmim ve herşeye rağmen yapmaya devam ediyorum…

Ahmet Sönmez, 1999